BİZ BÜYÜK VE BÜTÜN BİR AİLEYİZ
İnsan ömrü sayılı günlerin var olduğu bir bütünlüktür. Bu bütünlük içinde her zaman her şey istediğimiz gibi gitmez. Fakat bazı kalıcı olaylar vardır ki, özellikle devamlılığının sağlanması ve işlerin rayında yürütülmesi için bir kesinliktir.
Hayatta karşılaşılan işlerin doğruluğu ve düzenliliği, iyi yetişmiş, konusunda uzman, işin ehli kişilerin ellerinde mümkündür. Emeğin ve çabanın boşa gitmemesi, öngörüsü yüksek, bağımsız karar alabilen düşüncelerle mümkündür.
Yönetmek bir sanattır. Yönetilenler ve yöneticiler bir takımdır. Ortak menfaatler ve kazanılacak güzel ödüllerin yanında birlikte şekil alırlar. Hangi konuda olursa olsun iyi yetişmiş idareci, konusuna hakim ve kararlı adım atabilen, cesur yürekli kişilerin başarısız olmaması için bir neden yoktur.
İnsanına saygı duyan, varlığın temeli olan değerleri kendi istediği ölçülerde değil de olması gerektiği şekildeki yapıyı koruyarak, iyi niyetle başlatılan çalışmalar daima muzaffer olurlar.
Yüzyıllarca aynı amaç ve çaba ile ortak menfaatler çatısı altında varlığını ve birliğini devam ettirmeyi arzulayan topluluğa halk deriz. Bu topluluğun birlikte aynı kader birliğini paylaşmayı amaçladıkları toprağın adına da vatan deriz. Ortak amaçla birleşen kişilerin hedefleri de ortaktır, katlandıkları iyi veya kötü şeylerde... Çünkü niyet bellidir ve bu niyet için çabalarlar. İçlerindeki çürük yumurtaları ayıklarlar, ayaklarına batan dikenleri bertaraf ederler. Ama bunların hepsini aynı ruh ve şevkle, birlikte yaparlar.
Ortak amaçların ve aynı paylaşımların yer almadığı zamanlarda ise huzursuzluk ve sıkıntılar hakim olur. Yanlış yönlere yönelmelere ve iyi niyetli olmayan güç odaklarının pençesine düşmeye neden olurlar. Belki ilk görünüşte haklı sebepler vardır ama amacından sapıldıkça artık haklılık yerini farklı manalara yüklemektedir. Değil mi ki eğer her yerde iyi niyet olsaydı ve iyiler bulunsaydı o zaman Cehennemin yaratılmasına ne gerek olurdu!
İdareciler, kırk kez düşünüp bir kez karar vermeli ve kararı verirken de başkalarının istediği şekilde değil de doğruların ve gerçeklerin içeriğinde hareket edip karar vermelidirler. Yapılan yanlışların bazen faturaları çok ağır olur. Öyle zamanlar olur ki hatanızın telafisini bile gidermeye fırsatınız kalmayabilir. Faturanın size yüklediğine katlanmak zorunda kalırsınız. Fatura tek sizi etkiliyorsa yine sorun yoktur fakat eğer başkaları da sizin yanlışların yüzünüzden sıkıntıya giriyorsa işte o zaman kişin kıyameti kopmuş demektir.
Biz bir aileyiz, biz büyük bir aileyiz. Doğrudur. Ancak bu ailede herkes üzerine düşen görev ve sorumluluğunu iyi bilmeli, hakkı ile yerine getirmelidir. Eğer görevlerde aksamalar olursa o zaman aile düzeni sıkıntıya girer. Araya fitne ve fesat sokan başkaları çıkabilir. Evin bereketinde azalma olur, huzursuzluk ve bir müddet sonrada kavga ve dövüşler meydana gelir.
Ailenin koruyup kollanmasında ki en büyük vazife büyüklere düşer. Onlar ailenin tüm elemanlarını kontrol edebilecek, sıkıntılarına çare bulabilecek bir yetenekte olmalıdır. Ben dedim oldu, ben istedim yapıldı gibi zihniyetler daha sonraki aşamada problemlere dönüşebilir. Her fert aile için çok önemlidir. Eğer aile mefhumuna zarar vermiyorsa, birlik ve beraberlikte sıkıntılar yaşanmıyorsa o zaman fertlerin istekleri yerine getirilmelidir.Çareler aranmalıdır.Aksi taktirde herkes başına buyruk hareket eder.
Birlik ve beraberliğin sıkıntıya girmesi sadece aileden uzaklaşmakla olmaz. Bir arada yaşama bilincinin, bir olmanın değerinin bilinmemesi de yine aileyi zora sokar. Zaman içerisinde ister istemez kardeşler arasındaki husumetler, bölünmenin ve ayrı yaşama isteğinin artmasına bile neden olabilir. Huzursuzluk çıkarsa bile kardeşlerden biri evden ayrılmak istemeyebilir ama diğeri hakkında bunu garanti edemezsiniz. Hatta evden ayrılmak istemeyen kardeş belki ailedeki fitne ve fesatın temel kaynağı bile olabilir. Özelliklede babasından veya atasından da destek görüyorsa işte o zaman büyük bir yanlışın arkasında yer alıyor ve büyük fitnede rol alıyor demektir.
Ailenin parçalanması veya ailedeki huzursuzluk aile bireylerine hiçbir zaman fayda sağlamamıştır. Bölünen, parçalanan ailelerin ancak düşmanlara faydası vardır. Önemli olan kişilerin birbirlerine olan sevgi ve saygılarıdır.Ailede her bireye eşit ve adaletli muamele yapılmaktadır. Şımarıklık yapıp ben eziliyorum, diğer kardeşime benden daha çok değer veriliyor bana haksızlık yapılıyor gibi düşüncelerin iyi niyetle alakası yoktur. Amaç başkadır. Amaç aileye fitne ve fesatın getirilmesidir. Kötü amelin iyi niyetle alakası olmaz. Eğer siz kötü düşünürseniz yaptıklarınızda kötü demektir. İyi niyetle düşünerek kötü işler yapılmaz.
Ameller niyetlere göredir. Siz besmele çekerek haram yiyen birini gördünüz mü? Alnınız secdedeyken, Allahın huzurundayken, dua yerine, küfür veya beddua edilen bir namaz kıldınız mı? Kimse kimseyi kandırmasın. Niyetleriniz gün gelir açığa çıkar.
Kimse kimseyi zorla o evde yaşamaya zorlayamaz. Haklısınız, ama eğer o ailenin soyadını taşıyorsanız ve ben bu ailenin bir ferdiyim diyorsanız o zaman ortak kurallara uymak ve o evde yaşamak zorundasınız. Evde yaşarken de sizin isteğinize göre değil aileye yakışana göre hareket edilir. İster ebeveyn isterse evlat olsun herkesin ortak değerlere saygı duyması bir keyfiyet değil, zorunluluktur.
Ekmek yediğiniz, barındığınız, sizi siz eden ailenize yönelik ihanet affedilemez. Kimse yaşadığı ortamın kirlenmesini istemez. Kirlilik ve pislik aileye yönelik bir kötülüktür. Her zaman uyanık olmak zorundayız. Ailemize yönelik içeriden veya dışarıdan yapılan her türlü pisliğe karşı daima dik durmalıyız. Aile kutsaldır. Sadakat ister, ihaneti asla affetmez. Hainlikle bir yerlere varılmamıştır ve varılmayacaktır. Kişiler kendilerine ve çevresine daima saygı duymalı, sevgi ve hoşgörü ile devamlılık sağlanmalıdır.
Biz büyük bir aileyiz ve bu ailenin ebediyete kadar yaşatılması boynumuzun borcudur.
Selam ve saygılarımla.
ÇAĞATAY ŞAHAN (OSMANİYELİ)
İŞ TEL:0312.2036041
CEP:0505.2648474
E-POSTA:cagataysahan2006@yahoo.com
MSN:cagataysahan2008@hotmail.com
EĞİTİM ŞART
Bir millet irfan ordusuna malik olmadıkça, savaş meydanlarında ne kadar parlar zaferler elde ederse etsin, o zaferlerin yaşayacak neticeleri vermesi, ancak irfan ordusuyla kaimdir. (Atatürk)
Muallimler! Yeni nesli, Cumhuriyetin fedakar muallim ve mürebbilerini sizler yetiştireceksiniz. Ve yeni nesil sizin eseriniz olacaktır. (Atatürk)
Dünyanın her tarafında öğretmenler, insan topluluğunun en fedakar ve muhterem unsurlarıdır. (Atatürk)
Milletleri kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir. Öğretmenden, eğiticiden mahrum bur millet, henüz bir millet adını alma yeteneğini kazanamamıştır. (Atatürk)
Eğitimdir ki bir milleti ya hür, bağımsız, şanlı, yüksek bir topluluk halinde yaşatır; ya da milleti esaret ve sefalete terk eder. (Atatürk)
Öğretmenler! Cumhuriyet sizden, fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister. (Atatürk)
Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum. (Hz. Ali)
Yeryüzünde öğretmenlikten daha şerefli bir meslek tanımıyorum. (Diyojen)
Dünyada her şeye değer biçilebilir, ama öğretmenin eserine değer biçilemez. Çünkü, onun eseri her şeydir ve hem de hiçbir şeydir. (Socrates)
Öğretmen bir kandile benzer, kendini tüketerek başkalarına ışık verir. (Atatürk)
En önemli ve feyizli görevlerimiz, milli eğitim işleridir. Milli eğitim işlerinde mutlaka muzaffer olmak lazımdır. Bir milletin gerçek kurtuluşu ancak bu suretler olur. (Atatürk)
Bir milleti hür, bağımsız, şanlı, yüksek bir toplum olarak yaşatan da, köleliğe, yoksulluğa düşüren de eğitimdir.(Atatürk)
Yeter derecede eğitime sahip olmalısın ki, çevrende insanları gereğinden büyük görmeyesin; fakat bilgeliği sağlayacak kadar da eğitimin olmalı ki, onları küçük görmeyesin.(M.L. BOREN)
Heykeltıraş mermere ne ise; öğretmen de çocuğa odur.(Addison)
Öğretmen ve ağaç ürünlerinden belli olur. (Ukrayna Atasözü)
Öğrencilerine okuma isteği aşılamayan bir öğretmen havada soğuk demir dövüyor demektir. (H. Mann)
Ülkemizi gerçek hedefe, gerçek mutluluğa kavuşturmak için iki orduya ihtiyaç vardır: Biri vatanımızı kurtaran asker ordusu, diğeri ulusumuzun geleceğini yoğuran irfan (bilim, kültür) ordusudur. (Atatürk)
Öğretmenlik mesleklerin en az kazanç getireni, fakat insanı en çok ödüllendirenidir. (H.V. Dyke)
Öğretmen nasılsa sınıf da öyledir. (Alman Atasözü)
Unutmayınız ki cumhurbaşkanı bile sınıfta öğretmenden sonra gelir. (Atatürk)
Dünyanın her yerinde öğretmenler toplumun en özverili ve en saygıdeğer öğeleridir. (Atatürk)
Ordularımızın kazandığı zafer, sizin eğitim ordularınızın kazandığı için yol açtı.Gerçek zaferi siz,öğretmenler kazanacaksınız. Bunu başaracağınızdan kuşkum yoktur. Sarsılmaz bir inançla ben ve arkadaşlarım sizi gözeteceğiz... Sizin karşılaştığınız tüm engelleri kıracağız. (Atatürk)
Bir topluluk ulus olabilmek için mutlaka eğiticilere, öğretmenlere muhtaçtır. Onlardır ki,toplumun gerçek bir ulus haline getirirler. (Atatürk)
Öğretmenlik Tanrı sanatıdır. (Hz.Ali)
Gençliği yetiştiriniz. Onlara ilim ve irfanın (kültürün) müspet fikirlerini veriniz. İstikbalin aydınlığına onlarla kavuşacaksınız. Hür fikirler tatbik (uygulama) mevkiine konduğu vakit Türk milleti yükselecektir. (Atatürk)
Fazla söze gerek var mı
Her şeyin daha güzel olması, Türkçemizle birlikte sonsuza kadar var olmak dileğiyle selam ve saygılarımı sunarım.
Kaynak:www.meb.gov.tr
ÇAĞATAY ŞAHAN (OSMANİYELİ)
İŞ TEL:0312.2036041
CEP:0505.2648474
E-POSTA:cagataysahan2006@yahoo.com
MSN:cagataysahan2008@hotmail.com
YAŞAMIN SIRRI
Etrafımıza baktığımızda günlük yaşamda bir uyum ve enerji olduğunu görürürüz,Aikido'nun temel prensiplerinden biride budur.Doğada belli uyum ve enerji sirkilasyonu vardır.Bu enerji ve uyum sirkilasyonu yaşam süremizi belirler.Bu insanlarda olduğu kadar tüm canlılar içinde geçerlidir. Belgesellerde izlediğimiz vahşi hayvanların yaşamsal uyum ve enerjileri için birbirlerini yediklerini görürüz.Örneğin yağmur yağar toprağa düşen tohumlar yeşerir,Bunu otcul hayvanlar yerler,yağan yağmurun suyunu içerler ürerler etçil olan vahşi hayvanlar ise bu otcul hayvanlardan avlarlar ve karınlarını doyururlar. Zamanı gelencanlı doğar büyür ve ölür. Hayat ve dünya bir uyum ve enerji içerisinde sürer gider.
Dünyanın var oluşundan itibaren insanoğlu hayatta kalabilmek için kendini savunma ihtiyacı duymuştur.Bu güne kadar insanoğlunun birbirleriyle yapmış olduğu savaşlarda askerler kendilerini savunmak için çeşitli teknikler geliştirmişlerdir. Zamanla bu teknikleri saldırı ve öldürmeye yönelik kullanmaya başlamışlardır. İşte asıl savaş bu noktada başlamıştır.
İnsanların doyumsuzluk içgüdüsü ile her zaman daha fazla isteme arzusu kendi iç dünyasında bir savaşa itmiştir bu kesinlikle uyuma uymuyordu. Morihei Ueshiba savaş sanatını farklı yorumlayıp insanlarınların kendi iç dünyasında yapmış olduğu uyumsuz savaşı bir uyum içerisine sokup Aikidoyu modern hayata uyarlamıştır. Savaş sanatlarının teorisininolmadığını çalışmanın esas olduğunu düşünen bir çok yaygın görüş vardır.Tarihi incelediğimizde'de birçok ustanın ölmeden önce yazılı belgeler bıraktığını görürüz belli bir savaş sanatına şekil veren eğitim sistemini kuran bu ustalar,ruhsal öğretilerde'de insan bedenini ve fiziksel çalışmayı birinci araç olarak seçtiler.Yazılarında yeni öğrenciler için değil yola girmiş usta adaylar için yazdılar o,sensei 'de aikido ile insanın kendi iç dünyasıyla savaşmasıdır.o sensei 'in dediği gibi (Etrafınızda düşman aramayın düşman kendi içimizde)eğer biz bu içimizdeki düşmanı yendiğimizde uyumu ve enerjiyi yakalarız,yaşamın sırrına vakıf oluruz.
Yaşamın sırrı ise sevgidedir Aikidoda tüm tekniklerin sonunda insana zarar vermiyoruz sadece etkisiz hale getiriyoruz.Bütün insanlar uyumu sevgiyi yani Aikidoyu bulursa DÜNYADA BARIŞ VE SEVGİ OLUR.
Kürşat Demir
AİKİDO
Ne zaman önemli bir konu hakkında eğitim ve öğretim yapmaya karar verilirse, konuyu anlayabilmek ve amaca ulaşabilmek için, o konunun aslının nereden geldiğini ve tarihini tanımak gerekir.
Japonya'da doğan bütün harp sanatlarına (disiplin sanatlarına) yani BUDO'ya çalışmaya başlamak, orijinini anlamakla, öğrenmekle başlar.
Hedefe ulaşmak için uygulanacak metodlar Doğu (orient) ve Batı
(occident) kavramında faklıdır.
Şayet bu kavramı anlamakta zorluk çekiliyorsa, BUDO'ya veya AIKIDO'ya başlayan, başlamak isteyen, seven ve iyice inceleyip öğrenmek isteyenler için gidilecek yol çok uzak ve zor olacaktır, belki de verdikleri bütün emeklere rağmen hedefe ulaşamayacaklardır.
Aikido, şu anda gelişmektedir ve Aikido yapanların veya yapıyorum diyenlerin sayısı gittikçe artmaktadır. Bu açıdan bakıldığı zaman öğretici ve eğitici seçimine bilhassa birkaç senedir çok dikkat edilmelidir. Öğretici ve eğitici, yani sizlerin sık sık söylediği "USTA - HOCA" veya SENSEI konularına. Tekniki açıklamalara girmeden önce, her şahıs Aikido'ya ilk başladığı zamana dönsün.
Aikido'ya bugün baslıyormuşsunuz gibi yapınız.
-İlk yapılacak olan nedir ?
İlk önce gerçekten bir eğitici ve öğretici bulmak. Yani gerçek usta.
Daha sonra onun talebesi olmaya çalışmak. Hoca talebe ilişkilerini kurmaya çalışmak. Önemli olan ilk adımı yapıp kapıyı geçmektir. Bazen bu kapı açılabilir bazen de açılmayabilir. Belkide bu kapıdan girmeniz hiç bir zaman mümkün olamaz. Nasıl sizlerin seçme hakkı varsa, Hoca'nın da aynı hakkı olduğunu unutmayınız. Şayet ilk adımda hata yaptıysanız, zaman geçtikçe gittiğiniz yol zorlaşacaktır.
-O halde nasıl gerçekçi hoca aramalıyız? Hangi kriterlere bakmamız gerekecektir?
İlk dikkat edeceğimiz nokta, Sensei'nin şahsiyeti, karakteridir. Zira Aikido, vücut ve zihne etki yapacaktır. Şayet Sensei, lekesiz temizse, mütavazi ise, mutlu, ışık saçıcı ise ve kalbe giden yol açıksa vereceği eğitim, öğretim şahsiyetinin bir gölgesi olacaktır.
Önemli olan sadece tekniklerinin güzelliği, kavgada geçebilecek veya güzel açıklamalar yapan, mükemmel konuşan olması değildir. Bütün bunlar kalbin güzel, huzur içinde olmasıyla ortaya çıkan doğal durumlardır.
Ikinci nokta, Budo'ya kendini vermiş, bu yolda ileriye gitmiş birisi olması. Yani senelerce devamlı tekniki ve morali çalışmalarını aksatmamış, gün geçtikçe daha fazla çalışan birisi olmalıdır.
Üçüncü nokta, böyle bir Sensei'nin çok büyük eğitim ve öğretim kabiliyeti, kuvveti var demektir. Her şeye her konuya dikkat eden, doğru, talebelerine karşı saygılı ve kalbi sevgi dolu, herkese değer veren, talebelerinin başarmasını ve geleceğini düşünen birisi olmasıdır.
Dördüncü nokta, ve bu konu hepsinden çok önemi olan bir konudur. Her gün güç ve kuvvetini yitirmeden sıfırdan çalışmaya başlaması. Yani her gün kendini Aikido'ya yeni başlıyan gibi kabul edip tatami üzerinde çalışması, çalışmasıdır. Bu demektir ki, hergün kendinde sıfırdan başlama kuvvetini bulan birisidir.
"Büyük usta - Büyük Sensei", kendini çok büyük usta gören, tatami üzerinde çalışmayı durduran, öğrenmeyi, bilgiyi ortadan kaldırmış ve herşeyi biliyorum diyen, talebelerine yasaklar getiren, kimseye ihtiyacı olmayan, zamanını lafla tehditler savurarak geçiren O BÜYÜK USTAYI hemen terk etmek gerekir. Aikido ya başlamadan durdurmak daha iyidir. Bundan bir an evvel kaçınılmalıdır.
Genç bir hoca; tecrübesi daha tamamlanmamış, tekniki ve öğretim bilimi mükemmel bir hale gelmemiş, fakat devamlı tatami üzerinde çalışıyor ve daha uzaklara gitmek için öğrenmeye var gücüyle çabalıyor; inanıyorum ki bu genç hoca saygıdeğer , Aikidoya lâyık bir şahsiyettir ve onunla BUDO yolunda uzaklara gitmek mümkündür.
Bilhassa seçim yaparken kesin kararlar vererek kendinizi frenlemeyiniz; burada salon çok güzel, modern, barı çok iyi, çevre çok zevkli, ücreti pahalı değil, evime yakın, vs..... maddi kolaylıklardan kaçınınız. Zira hayatınızın ölçüsü bunlar ise yani maddi, basit bu ölçüler için yaşıyorsanız; BUDO yolunda yürümeye başlamadan durdurmanız sizler için daha iyi olacaktır. Aikido yolunda sarsılmadan yürüye bilmek için büyük irade sahibi olmak ve BUDO terbiyesi ile yetişmek lazımdır.
-BUDO terbiyesi ile yetişmek ne demektir ve nelerin yapılması gerekir ?
Her şeyden önce tatamide çalışmalarınızı cesaretle, inançla, gayretle, sebatla, alçak gönüllülükle, art çıkar niyeti olmadan, Dan peşine koşmadan nezaket kaidelerine uyarak yapmayı kabul etmelisiniz.
İlk önce, başlamak için öğrenmeniz gereken; dizlerinizin derisi soyulana ve elleriniz yarılana kadar birbirini takip eden terler içinde kaldığınız entremanlarda en büyük dört tehlikeyi yenmeniz olacaktır :
KYÔ - SÜPRİZ GHI - ENDİŞE WAKU - KARARSIZLIK KÛ - KORKU
Bütün bunlar BUDO da hayatidir ve yaşadığımız hayatta çok önemlidir.
Bu hataları, eksiklikleri yendikten sonra, dört temel fazileti elde etmek, kazanmak mecburiyetindesiniz:
-Birincisi REI - NEZAKET: Dojonun içinde ve dışında herkesle en iyi, en kibar şekilde davranış sanatıdır.
-İkincisi CHOKU - KUVVET: Hayat zorluklarına karşı mücadele etmek için kafa ve vücudun birleşerek doğurduğu enerjidir.
-Üçüncüsü SEI - HUZUR: Dengeli, sakin, sükünet içinde, kararlıkla kendine hakim olmaktır.
-Dördüncüsü SOKU - SÜRAT: Yargı hızı, asla yanılmamak için uyanık olmak, hangi olay olursa olsun hemen en iyi şekilde cevap verme yeteneğidir.
Bütün bunları çalışa çalışa, teknikleri hergün yapa yapa vücutla aklın uyum içinde olmasını sağlayacaksınız. İşte o zaman BUDO hayatınızı ışıklandıracak ve hürriyeti bulacaksınız. Teknikler basit ve tam olarak parlayarak doğacaktır. Kazanmayla kaybetmenin aynı olduğunu anlayacaksınız. Böylece EGONUZU, bencilliği terk edeceksiniz. Yavaş yavaş "her yönden eksiksiz bir insan" olma seviyesine ulaşılacaktır.
Bilmemek bir günlük ayıpsa, öğrenmemek ömür boyu bir ayıptır.
BUDO'da kullanılan kelimelerin iyice anlamlarını bilmemiz, bilmiyorsak öğrenmemiz gerekir. Bunlardan bir tanesi de Türkiye Aikido camiasında çok çok işittiğimiz "SENSEI" dir. Bu konuda bazı açıklamalar yapmakta yarar vardır.
-SENSEI : Japonca iki kanji nin ( SEN ve SEİ ) bir araya gelmesiyle doğan bir kelimedir. Edebî yönden iki kelimeden oluşmaktadır:
-SEN: Daha önce, bir evvelki, öncelik, gelecek, gidilmesi gereken yer, yön, tepe, birinci sıra, güç, nükte
-SEİ: Hayat, yaşamak, yaşatmak, kullanmak, bir çocuğu taşımak, doğmak, temiz.
Yukarıdaki açıklamaların ışığı altında BUDO'daki kelime anlamı Türkçe'ye çevrildiği zaman; Öğretici, Usta demektir. Önemli olan bu kelimelerin altında yatan değeri anlamaktır. Kaflet içinde olmayan, bilenler yani BUDO terbiyesi içinde yetişenler için basit bir kelime değildir. Saygı gösterilen, onursal bir ünvandır. Önde giden, yol gösteren, bilgiyi rehber edinmiş, insanlık değerleri üst seviyeye ulaşmış, mütavazi, şahsiyet ve karakter sahibi, kalbe giden yolu açık, etrafına ışık saçan, egosundan sıyrılmış kişi demektir. BUDO'da ulaşılacak en büyük ünvanlardan birisidir. Böyle bir şahsiyetin önünde eğilmek ve talebesi olmak en büyük değerdir. Budo yapanlar için baş her gelenin önünde eğilmez. Aksi takdirde köleliği seçmişsin demektir. Herkes kendinden sorumlu olduğuna göre kime Sensei denilip denilmeyeceğini seçmek sizlerin vereceği bir karardır.
-Hedefimiz
Başarıya ulaşmak için ilk önce "HEDEFİMİZİN" ne olduğunu bilmeliyiz.
Nereye gitmek istiyoruz, neler yapmamız gerekiyor, bizden sonra geleceklere hangi ortamı bırakmalıyız bütün bu konuları tek tek analiz etmemiz gerekiyor. Hedefi olmayan toplumlar başı boş sürü gibi dolaşan anarşik toplumlardır. Ve bu toplumlar köle olmaya mecburdurlar.
Bakınız, inceleyiniz tarihi, çok örneklerle doludur. Hedefin belli olmasıyla herşey bitmiş demek değildir. Ondan sonra bu hedefe ulaşa bilmek için yapılması gereken planlarımız, organizasyonlarımız olmalıdır. Bütün bunları yapabilmemiz için gereken kabiliyetli, çalışkan insanlara görev vermeliyiz. Bu yolda korkmadan, büyük bir irade ile elele yürümeliyiz.
Herkes kendine düşen görevi yapmalıdır. Herşeyi başkalarından beklemek olamaz. Açılan kapı BUDO kapısıdır. Bu kapıdan bütün gücünüzle içeriye girmeye çalışınız. Zamanın değerini iyice anlamamız gerekiyor. Falan şunu demiş, filan şunu yapmış, öbürüsü beni çok iyi tanıyormuş, diğeri terbiyesizce kelimeler söylüyormuş, başka bir hoca talebelerini tehdit ediyormuş gibi dedikodulardan, o ortamı yaratanlardan, söyleyenlerden kaçınınız. Önemli olan bunlar değildir.
Bu olaylar sadece yapanların, söyleyenlerin seviyesini göstermektedir. Her toplumda küçük insanlar vardır. Eğer onlar gibi olmak istemiyorsak, "Kafadan kalbe giden yolu" açmamız gerekecektir.
Bizim organizasyonumuzda olan her şahsın bunu yapması bir görevdir.
Şayet bunu yapmakta zorluk çekiyorsanız, organizasyonumuza girmeden çıkmanız daha iyi olacaktır. Aksi takdirde aynı yolda yürümemiz imkansızdır. Zira en iyi teknikleri, gözleriniz açık olsada göremeyeceksiniz. METSUKE, kalple bakış olmayanca yapacağınız her teknik, kaba ve bayağı bir hareketten ileriye gidemeyecektir. Yani BUDO eğitiminiz duracaktır. Geçmişlerle yaşanılamaz, sadece örnek olarak kalırlar.
Hedefimizde yanılmamalıyız, sarsılmamalıyız.
AİKİDODA SOLUNUM MEKANİZMASI
James Losser
Birkaç sert Aikido egzersizinin tam ortasındasınız ve birden yüzünüzün kıpkırmızı olduğunu farkediyorsunuz, çünkü çalışmanın başından beri nefesinizi tutuyorsunuz. Bir makinenin yumuşak ve sağlam bir şekilde çalışmasını temin etmek için nasıl makinenin kimi parçalarını düzenli olarak temizlerseniz, nefes alıp verme de bütün sürekli vücut hareketlerinin temel ve önemli bir parçasıdır. Savaş sanatları ile uğraşan pek çok kişi size nefes verdiğiniz veya "kiai" (kişinin bütün gücünü tek bir harekette toplamasını sağlayan çığlık) attığınız anın kendinizi en güçlü hissettiğiniz an olduğunu söyleyecektir. Pek çok kısa mesafe koşucusunun hocası, atletlerine çıkış takozunda yerlerini aldıklarında kabaca tabanca patlamadan 1-2 saniye önce nefeslerini alıp tutmalarını ve çıkıştan sonra bir kaç adım atana kadar bırakmamalarını ve bu sayede sessiz bir kiai yaratmalarını öğütler. Her halikarda, pek çok savaş sanatı hocası nefes kontrolünü her reflektif, patlayıcı hareketin bütünleşmiş bir parçası olarak kabul eder.
İnsanlarda, nefes alıp verme merkezi sinir sistemi (MSS) tarafından harekete geçirilir ve yönetilir. İlk önce MSS nefes alıp vermeyi sağlayan kasların periodik olarak kasılması ve gevşemesi için gerekli olan periodik ritmi üretir. İkinci olarak, MSS, bu ritmi öyle iyi ayarlayıp adapte etmelidir ki uygun miktarda nefes alıp verme sonucu kan-gaz homeostası (çözülmüş oksijen ve karbondioksit) sağlansın. Üçüncü olarak MSS solunum hareketlerini konuşma, yutkunma, duruş değişiklikleri, yürüme gibi diğer vücut hareketleriyle uyumlu hale getirmelidir.
Ritmik solunum hareketini üretmek için MSS, motonöronları kullanarak harekete geçer. Solunum mekanizmasından sorumlu motonöronlar, beyin sapında üretilir ve omurga üzerinden sırtın alt bölgesine kadar ulaşır. Burada, beraberlerinde taşıdıkları uyarıcı sinyalle, solunum kaslarına ulaşırlar ve onların uyarı üzerine kasılmalarını sağlarlar. Ritmik solunum paterni oluşturmak için gerekli olan minimum sinirsel dolaşım, beyin sapında yer alan medullada bulunur. Memelilerde, solunum kaslarının ritmik kasılması, serebrum ve serebellumun alınmasından sonra dahi devam eder. Serebrum, düşünme, mantık, duygular ve hafıza gibi yüksek bilişsel fonksiyonları kontrol ederken, serebellum ise denge ve vücut pozisyonu kadar aynı zamanda kompleks adale hareketlerinin düzenlenmesi ve koordinasyonundan da sorumludur. Yani beyin sapı kendi başına solunum hareketlerinizin ritmik oluşumundan sorumludur, buna ilaveten solunum hareketlerinin klinik beyin ölümünden sonra bile devam ettiği görülmüştür. Bununla birlikte basit ritmik solunum dinamik bir dünyadaki yaşam için yeterli değildir ve MSS solunum paternlerini iç-dış değişimlere göre sürekli uyarlamalıdır.
Ağır egzersiz yapmaya başladığınız zaman dokularınız, yüksek devinimli bu hareketi sürdürebilmek için yüksek oranda oksijen ihtiyacı içine girer. MSS bir yandan tüketilmiş oksijeni CO2 olarak dışarı atarken bir yandan da vücudun oksijen ihtiyacı oranında solunumun ne kadar arttırılması gerektiğini ayarlar. Bu dolaşımın yeterliliğini saptamak ve solunum sırasında sarfedilen eforu optimize etmek için, MSS, kemoreseptorlardan gelen bilgiyi kullanır. Kemoreseptorlar vücut hücrelerinin yüzeyinde bulunan moleküllerdir ve oksijen gibi bazı kimyasallara veya moleküllere tepki verirler. Solunumdaki temel görevleri, beyin sapına, solunum gazlarının (O2, CO2) o anki durumları ile ilgili bilgi iletip, optimal aktivite düzeyinin sağlanmasını gerçekleştirmektir. Eğer ana kan damarlarında bulunan kemoreseptorlar yüksek oranda CO2 ya da düşük oranda O2 tespit ederlerse, bu bilgiyi beyin sapına göndeririler. Bunun üzerine beyin sapı, tempoyu ve solunum derinliğini arttırmak için gereken sinyalleri solunum kaslarına gönderir. Solunumu sağlayan ana solunum kasları, karın ve göğüs boşluklarını ayıran diafram ile kaburgalar arsında bulunan interkostal kas gruplarıdır. Normal soluma, kubbe şeklindeki diaframın kasılarak düz bir hale gelmesiyle gerçekleşir. Bu kasılma, göğüs boşluğunun hacminin artmasına neden olarak ciğerlerin içindeki hava basıncının düşmesine neden olur. Hava daima yüksek basınçtan alçak basınca doğru hareket ettiğinden, burun deliklerinden emilir, nefes borusundan aşağı iner ve ciğerlere girer. Nefes verirken ise diaframı, esk kubbe durumuna doğru gevşeterek, göğüs boşluğunun hacmini küçültüp, içerideki basıncı arttrırır, ve havanın, basıncı daha düşük olan dışarı çıkmasını sağlarız. Yoğun solunum sırasında ise göğüs kafesini daha yukarı ve dışarı çıkarıp göğüs boşluğunun hacmini arttırarak daha fazla O2 almayı sağlayabilmek için interkostal solunum grupları da olaya katılırlar. Buna ilaveten, solunum kaslarınca oluşturulan yoğun hava akışını yavaşlatmak veya hızlandırmak için boğaz ve boyundaki kas grupları da kasılıp, gevşeyebilir. Ayrıca karın duvarındaki kaslar da ağır kaldırırken veya patlayıcı hareketlerde omurgayı desteklemek için kasılabilir.
Yukarıda bilimsel çerçevesi çizilen solunum sistemi ve batılı bir yaklaşım ile solunumun Aikido'daki rolünü daha iyi takdir edebiliriz. Aikido çalışması zihnin yeni baştan farklı bir eğitimini ve vücuttaki kasların toptan yeniden konfigüre edilmesini içerir: kişi halihazırda var olan algılama sistemini yok etmeli ve şu ana kadar öğrenmiş olduğu bütün şartlı tepkileri aklından silmelidir. Aikido'da teknikler tek başına yeterli değildir. Aikidocunun kişisel psikolojik durumu, mekanik hareketlerden çok daha önemlidir. Aikido yeterliliği Ki'yi uzatabilmeyi gerektirir ve aikidocu bunu yapabilecek "merkez"inde bulunmalıdır. Aikido teknikleri kişinin "Hara"sından (kişinin göbek deliğinin 2-3 parmak altında bulunan ve kabaca ağırlık merkezine denk gelen yer) gerçekleştirilmelidir. Kişini farkındalığı haradan merkezlenir ve dışarıya doğru yayılır. Kişiye metanet, ağırbaşlılık sağlar ve kişinin bütün şüphe ve korkularından arınmasını temin eder. Hara aynı zamanda bütün kas gruplarınca simetrik olarak çevrelenir ve vücudun fiziksel merkezidir. Temel Aikido teknikleri, kişiye hareketini haradan başlatmasını ve bu hareketin bütün çevresine yayılmasının nasıl yapılacağını öğretir. Bir kere kişisel fiziksel merkezinizin farkında olunca, varoluşun "merkez"lenmiş zihni durumuna adım atabilirsiniz. Fiziksel ve zihinsel olarak "merkez"lendiğinizde, Ki'yi etkili bir şekilde uzatabilirsiniz. Yani merkezileşmiş bir varoluş, hem fiziksel hem de zihinsel bir değişimi gerektirir.
Ki'yi uzatmak için kişi, hem fiziksel hem de zihinsel organizmayı merkezileştirmelidir. Japon kültüründe nefes, zihin ile vücudu birliştirir ve nefes teknikleri merkezilenmiş bir duruma sahip olmak için kullanılır. Aikido'da Misoga (arınma ritueli) nefesi, kişinin fiziksel ve zihinsel farkındalığını harada yoğunlaştırır. Misogi solunumu sırasında kişi, omurgası dik olarak seizada ya da lotus pozisyonunda oturur. Yavaşça, nefesi, burnundan haraya doğru alır ve bir an için bütün farkındalığını harada odaklamak için durur. Tekrar yavaşça nefesi hara ve bu sefer ağızdan verirken, içindeki bütün sıkıntıların, sinirin, negatif duyguların içindeki kullanılmış nefesle birlikte dışarı çıktığını zihninde canlandırır. Birçok tekrardan sonra kişi, gevşeyip, sanki yeniden doğduğunu hissedecek, deneyimli bir uygulayıcı ise çabucak trans-benzeri hipnotik bir duruma geçecek ve diğer deneyimlerin yanısıra, burnundan içeri kalın, temizleyici bir sisin girdiğini ve ağzından dışarı kirli bir bulutun çıktığını "görecektir". Bu yüzden, nefes, özgürlük, barış ve güçtür, örneğin merkezlenmiş haldir. Bu merkezlenmiş hal atletizmde "alana girmek" diye adlandırılır ve başarılı atletlerin fiziksel ve zihinsel durumlarını andırır. Merkezlenmiş olmak ve "alana girmek" düşüncelerden arınmış bir durum, reflektif hareketler, kişinin kendisi ve çevresindeki hakkındaki yüksek farkındalığı, zaman genişlemesi, odaklanmış çevresel görüş ve psikolojik reflekslerin (korku, panik vb.) en aza indirilmesi şeklinde kendini gösterir.
Fiziksel ve zihinsel merkezlenmeyi sağlamakla, Aikidocu, şimdi Ki'yi uzatarak tekniklerin uygulanmasında kullanabilir. İlk olarak Aikidocu, atağa reflektif olarak karşılık vermeli ve bunu başarabilmek için de vücuttaki solunum paternlerini kontrol eden otomatik sistemin farkında olmalıdır. İkini olarak Aikidocu, merkezlenmiş duruma girmeli, bu durumu muhafaza etmeli, bunu yapabilmek için ise, yüksek düzeyde vücut aktivitesini düzenli olarak devam ettirebilmek için çalışan MSS'nin tepkilerine alışmalı ve sonra da onu kontrol etmeyi öğrenmelidir. Üçünü olarak ise etkili bir solunum ve koordine, etkili bir hareket sağlayabilmek için, solunumu sağlamakla görevli kaslar üzerinde kati iradi kontrolü sağlamalıdır.
Acemi bir Aikido öğrencisi, bir atakla karşılaşınca, bilinçsiz vücut reaksiyonları hareketlerinin ve solunumunun çok yetersiz kalmasına yol açacaktır. Doğal savunma paterni, derinlik ve tempoyu arttıracak ve daha büyük ama verimsiz ve yetersiz bir solunum gazı (O2 ve CO2) değişimine sebep olacaktır. Kasların altındaki yumuşak dokuları korumak için boyun ve boğaz kasları kasılacak, bu da hava akışınının kısıtlanmasına yol açacaktır. Karın kasları daha da kasılarak katılaşacak ama genellikle çok uyarılmış olduklarından, enerji rezervlerini tüketeceklerdir. Sinir uyarılının sayısı ve frekansındaki artış duyuların alarma geçmesini sağlayacak ancak öğrencinin bu yoğun uyarılar karşısında kafası karışacak ve doğru kararları almakta zorlanacaktır. Sinirsel uyarılardaki artış, doğal reflekslerin ortaya çıkmasını sağlayabileceği gibi, aşırı reaksiyona da yol açabilecektir. Bütün bu doğal tepkiler, yükselen solunum aktivitesi ile ortaya çıkar ve sürekli hareketleri devam ettirmek açısından verimsiz ve faydasızdır. Diğer taraftan uzman bir Aikidocu, vücudundaki otomatik sistem tepkilerinin tümüyle farkındadır, MSS'nin bir saldırı karşısında tepkilerini kontrol eder ve bilinçsiz vücut hareketleri üzerinde kati iradi konrolü sağlamıştır.
MSS tarafından oluşturulan otomatik solunum paternlerinin üzerinde odaklanarak, ileri bir Aikidocu, doğal çevrimin farkına varacak, ve daha sonra bu doğal paternin genellikle mevcut aktivite seviyeleri için çok hızlı olduğunu görecektir. Buna ilaveten boyun ve boğaz kaslarının kasılmasının hava akışını engellediğini anlayacaktır. Yakın zamanda yapılan nörolojik çalışmalar, beynin elastikiyetini ortaya koymuştur. Başka bir deyişle, beyin tuğladan yapılmamıştır. Kandini, organizmaya daha iyi hizmet verebilmek için reorganize edebilir ve iç ve dış çevredeki değişikliklere kendini uyarlayabilir. Otomatik solunum sistemimizi yeni baştan eğitme yeteneğine sahip olduğumuzdan, daha etkili solunum paternleri oluşturabiliriz, tipik olarak daha derin ve yavaş bir tempo idealdir. Aynı zamanda Aikidocu, hava akışını sağlayan kasları gevşetmeyi de öğrenecektir. Böylece vücut, dokulara O2 sağlayacak daha verimli bir mekanizmaya sahip olacak, ve MSS'nin solunum merkezine gelen sinir impulslarının sayı ve yoğunluğunun azalmasıyla vücut gevşeyecektir. Bunun da ötesinde, korkutucu bir tehdit ya da saldırı gibi MSS'nin değişen ortama göre tepkileri ayarladığı durumlarda, kişi buna eşlik eden duygusal tepkileri de kontrol altına almayı ve onları istediği gibi değiştirebilmeyi de öğrenecektir. Eğer otomatik solunum mekanizmamız üzerinde yetkinlik sağlayabilirsek, ona eşlik eden duygusal tepkiler, stres halleri, panik atak vb. gibi otomatik vücut tepkileri üzerinde de yetkinlik sağlayabileceğimiz akla yatkındır.
Her ne kadar, bilinçli bir şekilde soluma paternimizi ve diğer vücut hareketlerimizi kontrol edebilirsek de, önceden programlanmış pek çok tepkimiz, hayatta kalmamızı sağlamaya yöneliktir. Örneğin bir kişi çok hızlı bir şekilde arka arkaya defalarca nefes alıp aniden nefesini tutarsa, bir süre sonra beyin sapı devreye girerek kontrolü ele alır ve kendimizi öldürmemizi engeller. Bununla birlikte, bu genel önceden programlanmış tepkiler, ki doğa tarafından her canlı türüne dağıtılmıştır, her kişinin kendi bünyesine daha iyi uyacak bir şekilde değiştirilebilir. Örneğin vücut mekanikleri vücut hareketlerini oluşturmak için sabit bir nesneye ihtiyaç duyduklarından, adaleler kasılmak zorundadır. Ancak, tipik bir kişi, mesela merdiven tırmanma gibi basit, önceden programlanmış hereketlerde kendilerini zorlar. Çünkü verimli hareket alışkanlığı yoktur. Bu yüzden Aikidocu, en az miktarda adale kasılması ile en etkili hareketi elde etmeye çalışır. Bu demektir ki, Aikidocunun karın bölgesindeki kaslar dahil, sabitleyici kaslar, bir merkezi, verimli ve etkili bir şekilde sabitleyebilmek için en az miktarda kasılmalıdır. Aynı kişisel değişiklikler, solunumda da yapılabilir, duygusal tepkilerden, stresli durumlara, psikolojik refleksel tepkileri azaltıp, arttırmak için; algısal farkındalığı geliştirmede ve iyi bir hava akışı ve efektif vücut hareketleri için gerekli gevşek ve dik bir vücut pozisyonu sağlama ve sürdürmede.
Özet olarak, etkili ve kontrollü solunum için ilk adım farkındalıktır. Şu anki soluma paterninize konsantre olmalı ve tabiatınızı değiştirebileceğinize inanmalısınız, çünkü değiştirebilirsiniz! İkinci adım, iyimser, zeki ve sabırlı bir çalışma sürecidir. Sistematik vücut değişiklikleri bir gecede hatta birkaç ayda gerçekleşmez, onlar çok fazla, konsantre çalışma üzerine meydana gelirler. Üçüncü ve en önemli adım düşünmektir, geriye dönüp ilerlemenize bakmalı, eski solunum mekanizmanız üzerindeki küçük kesin kazançlarınızı onaylamalısınız. Bu şekilde çabalarınızın meyvelerini en iyi şekilde değerlendirebilir, yaptığınız değişiklikleri daha da iyileştirirme yoluna gidebilir ve yeni sistematik vücut değişimlerine başlayabilirsiniz.
KAPINIZI ÇALAN BEN DEĞİLİM
Nippon Kan dojomda bazen "Aikido'ya Giriş" dersi veriyorum.30 öğrencinin katıldığı kursta her ders bir saat 15 dakika sürüyor ve kurs üç ayrı sınıftan ve 12 dersden oluşuyor.Her altı haftada bir bu kursu baştan tekrarlıyorum.Her altı haftada bir yaklaşık yüzkişi ile sıfırdan başlayıp Aikido çalışmak son derece verimli oluyor benim için. İkkyo nasıl yapılır, kotegaeshi nasıl çalışılır gibi detaylar sorun olmaktan çıkar.
Her yeni başlayan grup dojoya yeni bir görüntü ve renk getirir.Kimisi iş kıyafetiyle gömlek,kravat,kimisi yepyeni ama yanlış giyilmiş bir Aikido kıyfetiyle, kimisi üstü renkgarenk dojo armalarıyla dolu bir karate ünüforması ve kimiside eşofmanlarla gelir.Tayt,şort,tişort ve bacak ısıtıcı çorapları daunutmamak lazım.
Bu başlangıç kursuna her zaman şu cümle ile başlarım"Sizin kapınızı ben çalmadımve sizi buraya gelmeye ben ikna etmedim.Mahallelerde dolaşıp broşür dağıtmadım.Siz kendiniz gelip başvuru formu aldınız,kayıt için gerekli kağıdı doldurdunuz,çekinizi yazıp,zarfı pullayıp yolladınız"
Bunu söylemekle verdikleri kararın sorumluluğunu taşımalarını istiyorum.Bazı insanlarınverdikleri kararın sonuçlarını üstlenmeyi ve sorumluluğunu kabul etmeyi sevmediklerini biliyorum ama biz bunu istemiyoruz.
Konuşmama şu örnekle devem ederim."Telofon rehberini açın ve sarı sayfalara,savaş sanatları bölümüne bakın.Özellikle"K"harfine.Karateve Kung-fu göreceksiniz.Yıllar önce "j"harfi Judosayesinde daha meşhurdu. Yanisavaş sanatları şimdilerde biraz ayağa düştü.
Savaş sanatlarının listelendiği sarı sayfalara bakmak,yılbaşı için süslenmiş,dekore edilmiş alışveriş merkezlerinde yürümeye benzer.Hatta şüpheli savaş sanat okulları,ilgili öğrencilere kendilerini beğendirmeye çalışır(poz verir) ve telofon çağrılarını,ziyaretleriniisterler.Aikido da oradadır.Bu,büyük bir mağazadaalışveriş gibidir.örnekler çeşitlendirebilir.Diyelim bir ayakkabı mağazasına girer, bir tane beğenir ayağınıza giyer bir süre yürür bakarsınız.Beklentinizi karşılamazsa başaka bir tane bakar,hattabaşka bir ayakkabıcı dükkanına gidersiniz. Bazı insanlar için savaş sanatı eğitimi ve çalışması da bunun gibi ve bazı öğrenciler dojoma bu havada geliyor.
Bazıları anında başarıya kavuşmak ister.Oysa ki savaş sanatlarında gerçekten başarılı olmak için yıllarca çalışmak gerekir.
Başka görüşlerle de gelenler var tabii. Yeni başlayanların bazıları, savaş sanatları eğitiminin onlara sağlayacaklarının büyüsüne kapılıp önyargılı karalar verebiliyor. Bir kadın Kİ nin gerçek fikrinden sapıp,Kİ olmadan hayatının eksik olacağı fikriyle gelebiliyor.Geçen gün bir hanım geldi,hayatında Ki nin eksik olduğunu,bu boşluğu doldurması gerektiğini söylüyordu.Kimisi ise önüneçıkacakher kavganın dövüşün içine girip herkesi yıkıp geçmek ve bir numara olmak niyetinde.Bazıları ise dojoya daha ilk günden bir arkadaş toplantısı amacıyla birkaç kişi birden geliyor.
Aikido'yu seçmek için bireylerin belli başlı karakteristikleri oluyor.Gerek sarı sayfalarda gerekse dışarıda pek çok ayrı savaş sanatı ve bunların dojoları ,çalışma salonları var. Ama birçok yeni öğrenci,bütün seçenekleri dışarıda bırakıp Aikido'yu seçer .Aslında çoğunun istediği Aikido'dan başka bir şeydir ve başka bir savaş sanatından bu istedklerini elde edemeyecekleri düşüncesindedirler. Bu seçimi ONLAR yaptı,bunu iyice anlamalılar. Ben gidip onları evlerinden alıp getirmedim dojoma.
Sarı sasyfalar veya başka yazılı kaynaklar yoluyla hareket edip, kendilerine "hangisini seçeceğim?" diye soruyor veya "bu benim için iyi olabilir", "arayıp ne kadar olduğuna bir bakalım" diyorlar.Arkadaşları veya aileden birileri onları yüreklendiriyor olabilir ancak son karar yine kendilerine aittir. Sarı sayfalardaki süslü bir reklam sizin için karar verici olamaz.Savaş sanatlarına hiç ilgisi olmayan birine,sarı sayfalardan "karate veya diğer savaş sanatları"ile ilgili bölümleri gösterseniz,herhangi bir şey hissetmeyecek ve bunlara baş vurmak için bir istek duymayacaktır.
Daha eğitimin ilk aşamasından itibaren öğrencilerimin anlamasını istiyorum ki dojoya geldiler, çünkü gelmek istediler gelmeye siz karar verdiniz. Zihniniz karar verdi,vücudunuzu kaldırıp buraya getirdi.Eğer sizin vücudunuz burada Aikido dersi alıyor ama zihniniz evde TV seyredip bira içiyorsa çok ciddi bir problemle karşı karşıyayız.demektir.Bir sonraki adıma geçmeden önce her öğrencimin bunu iyice anlamasını istiyorum.
YAŞAM İÇİN AİKİDO Kitabından alıntıdır.
|