|
AİKİDO VE SAĞLIK
AİKİDO VE SAĞLIK
Terminolojiye göre Aİ-Kİ-DO
üç sözcükten oluşmuştur.İnsan ruhunun uyumlu yolu,ruhsal
uyum yolu, uyum öğretisi..
Aİ : Sevgi + uyumlu olma ,
uyum yolu
Kİ : Enerji ( Potansiyel ve
kinetik enerji ) yani kainatı yaratan enerji
DO : Yol , disiplin ,
yöntem , ekol
Tarih bakımından eski Japon
savunma sanatı , şu anki en modern savunma sanatı olan
Aikido’nun tanımı ise, ruhsal,duygusal,zihinsel ve fiziksel
yönden yaşamımızda uyum geliştirmemizi sağlayan 21.yüzyılın
en popüler sporu,savunma ve sanat reformudur.
Sağlık deyince insanların
aklına gelen ilk şey, fizyolojik sağlıktır. Aslında kişinin
fizyolojik bakımdan sağlıklı olması için psikolojik
sağlığının yerinde olması gerekir. Aklınıza gelen veya
gelmeyen şuana kadar keşfedilip tanısı bulunan veya
bulunmayan ismi bilinen,bilinmeyen tüm hastalıkların nedeni
üç tanedir. Bunlar ; hormonların düzensiz salgılanması
,hücrelerin kontrolsüz bölünmesi ( kanser ) imnün sisteminin
zayıflığı veya yetersiz kalmasıdır. Bu üç unsur ancak
psikolojik sağlıkla sağlanabilir. İşle Aikido'yu diğer spor
dallarından ayıran fizyolojik sağlıkla önemli olan bu üç
unsuru psikolojik sağlıkla sağlayıp negatif geri dönüş ile
sonuçlandırmasıdır.
Bu konuyu basit bir örnekle
açacak olursak Aikido da turnuva,yarışma vb. unsurlar
yoktur. Bunun iki önemli nedeni vardır. Birincisi yarışmanın
olduğu yerde rekabet ve ego vardır. Rekabetin olduğu yerde
huzursuzluk ve savaş vardır. İkinci unsur ise insanın en
büyük rakibi kendisidir. Kendisini aşamayan rakiplerini
aşamaz. İşte , Aikido insanın kendisini aşmasını sağlayarak
vücudun yaydığı mutluluk hormonu ile psikolojik mutluluğa
ulaştırırken , psikolojik mutluluğun yan etkisi olan
fizyolojik rahatsızlıklardan korur.
Sensei Morihei Veshibanında
anlattığı gibi , dövüş ve savaş bizi kesinlikle
mahvedebilir. Şimdi bizim ihtiyacımız olan çekişme değil
uyum ve tekniklerdir. İstenilen savaş sanatı değil barış
sanatıdır. Aiki ne bir dövüş tekniği ne de bir düşmanı yenme
yöntemidir. O dünyaya uyumu getirmek ve insan varlığını tek
bir aileye dönüştürmek için vardır.
Bir düşman benimle savaşmak
isterse, evrenin kendisiyle savaşmak istemektedir ve evrenin
uyumunu bozacaktır. İşte bu nedenle daha bunu düşündüğü anda
yenik düşmüştür. Burada bir zaman ölçüsü, hızlı ya da yavaş
davranmak söz konusu değildir.
Her kim ki evrenle uyumu
kabul etmiyorsa onun Budo'su yıkıcıdır. Budo yapıcı
olmalıdır. Bundan dolayı uygulanan tekniklerin, kazanma ya
da kaybetme şeklinde rekabeti gerçek Budo değildir. Gerçek
Budo yenilgi bilmez. "Hiçbir zaman yenilmem" demek "hiçbir
zaman dövüşmem" demektir.
Tüm insanların Aikido
öğrenmesi fikri dünya barışına faydalı bir katkıdır;
karşısındakini düşürmek için Aikido öğrenme ve bunun için
egzersiz yapma fikrinin kimseye bir faydası yoktur. Gerçek
Budo sevgi işidir. O tüm varlıklara hayat verme işidir;
onları öldürmek, dövmek değildir. Sevgi her şeyin koruyucu
tanrısıdır. Onsuz hiçbir şey mevcut olamaz. Aikido sevginin
gerçekleştirilmesidir.
Savaşların ortaya çıkmaması
için durmaksızın dua etmeliyiz. Bu görüşle Aikido maçı
yapmak kesinlikle yasaklanmıştır. Aikido'nun ruhunda sevgi
atağı ve barış dolu uyum vardır. Bu amaçla biz karşıtları
birbirine bağlar onları birleştiririz. Sevgi ile her şey
arındırılabilir.
Aikido'nun sesini
dinleyecek insanları göz önünde bulundurarak söylemek
istiyorum ki o, başkalarını doğru yola getirmek değildir.
Aikido kendimizi doğru yola getirmektir. Aikido budur. Bu
Aikido'nun görevidir ve sizin de göreviniz olmalıdır.
Haddimiz olmadan Sensei'nin
görüşünü özetleyecek olursak psikolojik mutluluğa ve ona
bağlantılı olarak fizyolojik uyuma ulaşmak için ya ai-ki-do
, ya ai-ki-do.
BESLENME KURALLARI
Yemeğin üzerinden en az iki
saat geçmeden çalışma yapılmamalıdır. Yemekten sonra
yaklaşık bir buçuk saat kan beyin ve kalpten uzaklaşır.
Herhangi bir kalp sorunu olanlar için yemek üstüne çalışma
yapılması tehlikeli olabilmektedir. Bu tehlikeli durumlar
kalp sorunu olmayanlarda da gözükebilmektedir.Yalnız şunu
unutmamak lazım "yemek" dediğimiz bir lokma bir şey demek
değildir. Az ve sulu besinler içecekler, karbonhidratlar)
yenildiğinde iki saat beklemeye gerek yoktur.
Aç karnına çalışmanın hiç
bir zararı olmaz.Sabah çalışmalarında başlangıçtan 10-15 dk
önce meyve suları içilebilir.
Çalışmalar esnasında
vücudun su gereksinimini karşılamak çok önemlidir. Ter
yoluyla ve diğer yollarla yitirilen su, karşılanmazsa baş
ağrısı bitkinlik , genel bir isteksizlik gibi sonuçlar
ortaya çıkabilir. Bu bakımdan susadıkça yeterince su veya
egzersiz esnasında bir yudum şeklinde içilebilir.
Egzersiz anında çok fazla
su içilmesi midede gereksiz şişlik ve performansı bozucu
rahatsızlık yapabilir.
Egzersizden hemen sonra çok
aşırı soğuk şeyler içilmemelidir. Terle kaybedilen tuz,
yeterli beslenme ile yerine konulabilir. Aşırı sıcakta ve
çok su kayıplarında tuzlu şeylerin yenilip içilmesi yeterli
değilse tuz tabletleri ile takviye yapılmalıdır.
Kas İskelet Sistemi
Kas gerilebilme ve
kasılabilme yeteneğine sahip liflerden oluşur.
Kas dokusu üç'e ayrılır.
İskelet Kasları (İstemli
Kaslar)
Vücudu harekete geçiren kaslara iskelet kasları denir.
Antrenman yolu ile oluşan değişiklikler en belirgin şekilde
iskelet kaslarında görülür. İskelet kasları hareket için güç
sağlarlar ve vücut kaslarının 7/8'ini oluştururlar. Genel
olarak bir kasın % 75-80'i sudan, % 18-20'si proteinden,
geri kalan bölümü ise karbonhidrat, lipit (yağ), mineral ve
non-proteik azottan oluşmuştur. Kasta % 0.5-1.5 oranında
glikojen şeklinde bulunan karbonhidrat, bilindiği gibi,
organizmanın en önemli enerji kaynaklarından biridir....
İskelet kasları, beyaz ve
kırmızı kaslar olarak iki gruba ayrıLırlar. Beyaz kaslar (Fast-Twitch
muscle fibers ya da kısaca FT), kırmızı kaslara (Slow-Twitch
muscle fibers ya da kısaca ST) oranla daha çabuk kasılırlar
ve uzun süre iş yapmayı gerektirmeyen görevlerde yer
alırlar. ST-liflerinin çevrelerinde kılcal damar çoktur.
Aerob metabolizmayı kullanırlar.
2- Düz Kaslar (İstemsiz
Kaslar)İç organlarının yapısında yer alırlar ve uzun süreli
düzenli faaliyette bulunurlar. İsteğimiz dışında çalışırlar.
3- Kalp Kasları (İstemsiz
Kaslar)Kalpte bulunan ve uzun süreli düzenli faaliyette
bulunan kas tipidir. İsteğimiz dışında çalışırlar.
Kasların Yapısı ve Bazı Özellikleri
1. Kasın başlangıç noktası
olan "origo" sabittir. Bir kas, kasın sonlandığı nokta olan
"instersiyo"yu kendine doğru çekerek hareket eder.
2. Kasın gövdesi, kas
liflerinin demetler halinde "sarkolemma" adı verilen zarlar
tarafından sarılması ile oluşur.
3. Tendon, kasın kemiğe
yapıştığı bölümdür.
Solunum
Sistemi
Temel görevi, kana oksijen
vermek ve kandaki karbondioksiti almak olan solunum sistemi,
ağızdan ve burun dan başlayarak akciğerde sonlanır. Ağızdan
ve burundan alınan hava "trakea" adı verilen ve havanın
iletilmesini sağlayan boru yoluyla akciğerlere gelir.
Akciğerlere gelen ve akciğerlerin yapısında bulunan "alvoel"lere
(hava kesecikleri) yerleşe havada % 14-15 oksijen ve %
4.9-6.9 oranında karbondioksit vardır. Çevresi kılcal
damarlarla sıkı bir şekilde çevrilmiş ola alveollerle kılcal
damarlar arasında gaz alış verişi olur. Gaz değişimi
difüzyonla meydana gelir. Örneğin, vennler (toplara mar)
içinde akciğerlere gelen karbondioksitten zengin kan,
akciğer yapısındaki alveol keselerine geçerken burada
bulunaı oksijen de kana geçer.
Eritrosit içinde dokulara
gelen oksijen il bağlanmış hemoglobin molekülü, oksijenini
aktif dokulara verir. Bu alışveriş ise aşağıdaki şekilde
belirtilmiştir. Antrenmanlar sırasında organizmanın oksijen
gereksinimi ortar. Bu artışa paralel olarak, bu gereksinimi
karşılayacak dolaşım ve solunum sistemlerinin de bu duruma
fizyolojik bir uyum göstermesi gerekir. Dokuların oksijene
olan gereksinimi arttıkça, solunum sisteminin organizmaya
soktuğu oksijen miktarı ve bu oksijeni dokulara taşıyacak
olan dolaşım sisteminin faaliyeti artar.
Dinlenme durumunda bir kişi
dakikada 12-16 kez soluk alırken, antrenmanlar sırasında
solunum frekansı 40-50'y kadar çıkabilir.
Kişinin bir dakikada aldığı
hava miktarı ise o kişinin dakika başına solunum volümünü
(hacmini meydana getirir. Dakika Başına Solunum Volümü= (Bir
Solukta Alınan Hava Miktarı) x (Bir Dakikadaki Solunum
Sayısı)
Dinlenme durumundaki bir
kişinin dakika başına solunum volümü 5-8 litre/dk.
civarındadır. Bu miktar, yük altında 120 It./dk.'ya, bazı
durumlarda da 140 It./dk.'ya kadar yükselebilir.
Fiziksel çalışmalarda bir
taraftan solunum volümü, diğer taraftan da solunum
frekansının artırılması ile solunum-dakika volümü artırılmış
olur. Kalbimiz vücudumuzun neresindedir? Çok basit bir soru
gibi geliyor öyle değil mi?
Tabii ki göğsümüzün sol
tarafında diye cevap verdiğinizi duyar gibi oluyoruz?
Halbuki kalbimizin uç tarafı sol göğüs kafesimize yaklaşır
şekilde konuşlanmış olsa da aslında göğsün ölü noktası olan
tam orta noktasının altında yer almaktadır. Kalp
atışlarımızın göğsün sol tarafından daha rahat
hissedilmesinin tek sebebi ise önce de belirttiğimiz gibi
kalbin sol tarafa uzayan ucunun göğüs kafesimize bu noktada
temas etmesinden ibarettir.
Peki acaba kalbin büyüklüğü
ne kadardır hiç düşündünüz mü? Bir insansınız öyle değil mi?
Bu durumda büyüklüğü hemen hemen yumruğunuz büyüklüğünde
belki biraz daha büyük olacaktır. Üstlendiği görevleri
düşündüğünüz zaman bu büyüklüğün yeterli olmadığını
düşünebilirsiniz.
Bazı hayvanlarda örneğin
atlarda ise kalp büyüklüğünün vücut büyüklüğüne oranı insana
oranla çok daha yüksektir. Bu da atların dayanıklılığa bağlı
egzersizlerdeki üstünlüklerini açık bir şekilde açıklıyor.
Dayanıklılık sporları ile
uğraşan sporcuların kalpleri de yaptıkları antrenmanlar ve
genetik özelliklerinin paralelinde normal ölçülere göre
oldukça büyüktür.
Kalp aslında bir değil iki
farklı parçadan oluşur: sol ve sağ kalpler. Her ikisi de bir
batımda aynı miktarda kan pompalarlar. Birbirlerinden
farkları ise farklı mekanlara farklı basınçlarda kanı
göndermeleridir. Sağ kalpçik vücut tarafından kullanım
sonrası boşalmış olan kanı alarak yeniden oksijenle
dolabilmesi için akciğerlere pompalar. Bu organların
uzaklığı gözönüne alındığında bu kısa bir yolculuktur ve
daha düşük bir basınç ile gerçekleştirilmelidir. Bu yüzden
sağ kalpçiğin çeperleri daha incedir.
Sol kalpçik ise tam tersine
tam bir iş makinesidir. Akciğerlerden oksijenle dolu olarak
gelen kanı vücudun en uç noktalarına kadar ulaştırmak ile
görevlidir. Bu yüzden sol ve sağ kalpçikler birbirlerine
bağlıdır. Sol kalpçik çeperleri bu yüzden daha kalındır.
Nasıl olmasın ki? Kolunuzla düzenli olarak belirli
ağırlıkları kaldırdığınızı düşünün. Bir müddet sonra
bisepslerinizin gittikçe büyüdüğünü göreceksiniz. Aynı şey
sol kalpçik için de geçerlidir. Böylece her atımda pompalama
gücünü azalmaktan öte artma eğilimindedir.
Peki
kanı nasıl pompalıyor kalbimiz?
Klasik olarak çoğunluk
kalbin dış çeperlerini daraltarak aort bölgesinde kanı
sıkıştırdığını düşünür. Bu anlayışın bu kadar yaygın
olmasının bir nedeni özellikle açık kalp ameliyatı
görüntülerinde kalbin yukarıda anlatıldığı tarzda bir
hareket yaptığının görülmesidir. Halbuki normal şartlarda
kalp Torasik Kavitesi'nin içerisinde sıvı dolu bir ortamda
çalışır. Günümüzde elde edilen bulgular kalbin aslında tam
bir piston ya da vakum makinesi
benzeri çalıştığını göstermektedir. Yani çalışma prensibi
dış çeperin daralması ve kasılması şeklinde oluşmamaktadır.
Bulgulardan yapılacak bir başka çıkarsama ise kalp atış hızı
arttıkça kalbin, sözünü ettiğimiz sıvı ortamı ve vakum
hareketinin sinerjisinden yararlanarak daha iyi bir
performans sergiliyor olmasıdır.
Yapay kalplerin halen
istenilen başarıya ulaşamamalarının bir nedeni de yanlış
çıkarsamalar sonucu gerçekten uzak bir kalp dinamiği üzerine
kurulmuş olmalarıdır. Kalp hakkındaki klasik inanışların
zaman geçtikçe ve ancak yavaş bir şekilde değişeceğine
inanıyoruz..
Gelin biraz daha detaya
girelim. Sizce hangi faktör kalp atış hızını
belirlemektedir?
Aslında bu soruyu biraz fizyoloji jargonu kullanmadan
cevaplamak oldukça zor: Kemiklere bağlı çalışan kasların
aksine, kalp, isteme bağlı çalışan bir kas değildir. Çoğumuz
kalbimize daha yavaş ya da hızlı atmasını söyleyebilecek
yeteneğe sahip değiliz. (Bio geri dönüş çalışmaları
yapanları bu genellemenin dışında tutmak gerekiyor)
Kalp atış sıklığı, otomatik
sinir sistemimizin sempatik ve parasempatik dengelerindeki
değişikliklere bağlı olarak farklılıklar gösterir. Her iki
sinirsel bağlantı da sağ atriumdaki Sino-Atrial adı verilen
küçük bir doku alanından uyarımlarını iletmektedir.
"Dinlenme ve yeniden
yapılanma" (parasempatik hareketlilik) uyarımları kalp atım
hızını yavaşlatırken, "savaş ve uç" (sempatik) uyarımları
hızı artıracaktır. Normalde, vücut bu iki farklı uyarım
arasında parasempatik tarafa ağırlık veren bir denge
kurmuştur. Aslında her iki uyarım olmasa da kalp temel
yapılanması gereği otomatik olarak kalp atımına devam edecek
şekilde yaratılmıştır. Bu kendinden oluşan atım gücü
(rölanti denebilir) 20 atışlık bir otomatik yardımı
beraberinde getirmektedir. Tam olarak parasempatik uyarımın
hakim olduğu bir ortamda kalp atış hızı 30 atıma kadar
düşebilir.
Normal ortalama bir insanın
otomatik olarak sempatik bazlı uyarımlara sahip olması
nedeniyle normal kalp atım hızı 70 atım civarındadır.
Antrenmanların yardımıyla kalp dinlenme esnasında giderek
azalan miktarda sempatik uyarım almaya alışır. Dayanıklılık
sporları ile elit seviyede uğraşan atletlerde dinlenme atım
hızları 35 - 40 atımlar civarında oluşmaktadır. Bunun
yanında 28 atımlık örnekler de raporlanmıştır.
Herhangi bir harekete
başlanması durumunda parasempatik uyarımlar devreden çıkar
ve ilk hamlede kalp 100 atımlık hızlara ulaşır. Sempatik
uyarımların artmasıyla ve daha yoğun bir antrenman temposuna
girildiğinde ise kalp en yüksek atım seviyelerine doğru yola
çıkar.
Antrenmanlar en yüksek kalp
atış sayınızı artırır mı sizce? Kesinlikle hayır. Aksine
yaşlanmayla birlikte en yüksek kalp atış hızımız zamanla
azalmaktadır. Özellikle dayanıklılık sporlarıyla ilgili
sporcularda görülen en belirgin değişim, bir batımdaki
pompalanan kan hacminin artış göstermesidir. Antrenmanlı bir
kalp zamanla büyür ve daha çok kan pompalamaya başlar.
Kalp kası diğer tüm vücut
dokuları ve organları gibi oksijen zengini kana muhtaçtır.
Kan, kalbin kendi koroner dolaşım sistemi ile kalbe gelir.
Aort, vücudun en önemli kan taşıyıcısıdır. Aort iki ana
damardan oluşur ve bu iki ana damar da daha küçük damarlara
bölünürler. Sol arter, sol kalpçiğe sağ arter ise sağ
kalpçiğe kanı taşımak ile görevlidir.
Kalp ve ona bağlı dolaşım
sistemi kardiovasküler sistemi oluşturur. Kalp bir pompa
gibi çalışarak kanı organ, atardamarlar yardımıyla doku ve
hücrelere oksijen ve besleyici malzemeleri taşımak için
gönderirken, kan toplardamarlar yardımıyla bu dokuların
oluşturduğu karbondioksit ve atık maddeleri de alarak geri
döner.
Bu dolaşım çok kompleks bir
damar sistemi ile gerçekleşir. Eğer kardiovasküler
sistemdeki tüm damarları uç uca ekleseydik uzunlukları
96.500 km'ye varırdı ki bu mesafe dünya çevresini iki kere
dolaşmaktan daha fazla bir uzaklığı ifade etmektedir.
Aşağıdaki resimde temiz kanı taşıyan atardamarlar kırmızı
kirli kanı taşıyan toplardamarlar ise mavi renkte
gösterilmiştir.
Dokulara yaklaştıkça
oksijen ve besin alışverişini sağlayan damarlar da incelir
ve bir saç teli seviyelerine kadar iner. Hatta bazı
damarcıklarda bu kalınlık sadece bir kan hücresinin
geçebileceği noktaya kadar inebilir. Diğer taraftan kirli
kanı alacak olan damarlara venül adı verilir ve bunlar daha
sonra birleşip daha geniş damarlara bağlanırlar.
Anlayacağınız doğada mucize
arayanlarımız için dolaşım sistemimiz ve genel olarak
vücudumuz başlı başına bir doğa harikası olarak karşımıza
çıkıyor. Bu kadar eşsiz bir yapıyı tanımadığımızda ise ona
vereceğimiz zararlar hem hayat kalitemizin düşmesine hem de
kaliteli geçirilecek hayat süremizin kısalmasına neden
olacaktır. Bu yüzden hayat boyu beslenmemize dikkat ederken,
spor yapmaya devam etmeliyiz.
Bize
başvurun:
mail: aikido@aikiantalya.com Msn: aikidotr@hotmail.com
Tel:+90 242 321 66 88 Gsm:+90 544 644 44 95 |